12 Mart 2012 Pazartesi

İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ VE ERZURUMUN KURTULUŞU

İSTİKLAL MARŞIMIZIN ve ERZURUMUN KURTULUŞU

Milli Mücadele devam ettiği sırada, ordunun ve halkın moralini ve heyecanını artırmak amacıyla bir milli marş hazırlanmasına karar verilmiş, bir duyuru yapılarak 25 Ekim 1920 günü “İstiklal Marşı” başlığıyla bir yarışma açıldığı bildirilmişti. Seçilecek şiirin şairi 500 lira ile ödüllendirilecek, daha sonra bir beste yarışması açılacaktı.
Duyurunun ardından ülkenin dört bir tarafından yollanan şiirler arasından seçim yapılamayınca, Maarif Nazırı Hamdullah Suphi Bey 5 Şubat 1921 günü, yarışmaya katılmamış olan Mehmet Akif Bey’den bir şiir yazmasını rica etti. 26 Şubat 1921 tarihli Meclis oturumunda, Mehmet Akif Bey’inki de dahil olmak üzere yedi ayrı güfte ele alındı. Kesin bir seçim yapılmadan evvel bu yedi şiirin basılması düşünülüyorsa da, 1 Mart günkü oturumda Hamdullah Suphi Bey kendi seçiminin Mehmet Akif Bey’in şiirinden yana olduğunu söyleyerek kürsüden bu şiiri okudu.
İstiklal Marşı'nın Orijinal Metni
İstiklal Marşımızın Orjinal Hali
lis’te yaşanan yoğun tartışmaların ardından bir oylama yapıldı. Bu sırada farklı görüşleri olanlar dertlerini dile getiriyor, onların bu görüşleri de oya sunuluyordu. Sonuç olarak Mehmet Akif Bey’in şiiri oy çoğunluğuyla seçilince, mebusların ısrarı üzerine bu şiir Hamdullah Bey tarafından bir kez daha kürsüden okundu ve ayakta alkışlandı.
İstiklal Marşı’nın güftesi seçildikten sonra, beste için yine 500 lira para ödüllü bir yarışma açılarak mayıs ayı sonuna kadar süre tanındı. Yarışmaya gönderilen eserlerden Ali Rıfat (Çağatay) Bey’in bestesi kabul edilip 1924 yılından 1930 yılına kadar İstiklal Marşı bu besteyle çalındı. 1930 yılından itibaren ise Ekrem Zeki Üngör’ün bestesi esas alındı.
Kaynak: Başından Sonuna Her Yönüyle Kurtuluş Savaşı (Cumhuriyet Gazetesi)

ERZURUM'UN KURTULUŞU

Yaylalarında, gırcı gırcı karların erimeye, burcu burcu bahar kokularının filizlenmeye durduğu 12 Mart’ın, Erzurumlunun yüreğinde ayrı bir yeri var. Bu gün, Erzurumlunun;
Zulmün kara güllesiyle, topun önünde,
İmandan fukara olan eğilir.
Bir karış toprağın öz kıymetini
Toprağa kanını döken bilir

Nene Hatun

diyerek kurtuluşa ulaştığı gün.
Ruslar ve onların yardakçısı Ermeniler, kırk yıl önce de, 93 Harbi adıyla anılan Türk-Rus savaşında Erzurumlunun tokadını yemişti.
1877 yılı Kasım ayının ikinci haftasıydı. Türk-Rus harbinin kanlı ve karanlık günleriydi. Aziziye Tabyasını savunan bir avuç Türk askeri derin uykudaydı. Çevredeki Ermeni köylerinden harekete geçen kalabalık çete, sinsice Tabya’ya girmiş, askerlerimizi kahpece kılıçtan geçirmişti. Arkadan gelen Rus kuvvetleri de savunmasız kalan Aziziye Tabyası'na yerleşmişti.
Baskından kurtulan bir asker, Erzurum'a kara haberi ulaştırmıştı. Minarelerden sabah ezanı yerine "Moskof Aziziye'ye girdi!" sesleri yükselmeye başlamıştı. Bir anda bütün Erzurum ayaklanıverdi. . Tüfeği olan tüfeğini kaptı, olmayan eline ne geçirdi ise; tırpan, kazma, kürek, sopayı alıp sokaklara döküldü. Erkekli, kadınlı halk Aziziye'ye doğru koşuyordu.
Kenar mahallede oturan bir taze gelin vardı. Kocası cephedeydi. Bir gün önce, ağabeyi cepheden yaralı gelmiş ve kollarında can vermişti. "Moskof Aziziye'ye girdi" seslerini bu taze gelin de duymuş, ağlamaya başlayan üç aylık bebeğini emzirip, uyutmuş, "Seni bana Allah verdi, ben de seni Allah'a emanet ediyorum yavrum" diye mırıldanmıştı. Şehit kardeşini alnından öperken "Seni öldüreni öldüreceğim ben de" diyerek masanın üzerinden satırı kapmış sokağa fırlamıştı. O da Aziziye’ye doğru koşmakta olan kadınlı-erkekli, taşlı-sopalı kalabalığın arasındaydı. Aziziye'de boğaz boğaza kanlı bir dövüş başlamıştı. Balta, tırpan, kazma ve sopası olmayan pençeleriyle Moskofun gırtlağına yapışıyordu.
İki bin Moskof askeri ölmüştü ama, biz de çok şehit vermiştik. Yaralılar arasında taze gelin de vardı. Aldığı yaranın etkisiyle kanlar içinde yere yıkılmıştı. İşte bu taze gelinin adı Nene Hatun’du. Doksan sekiz yıl yaşadı. Bir kahramanlık sembolü olarak tanındı ve anıldı. Ömrünün son yıllarını "Üçüncü Ordu'nun annesi" olarak geçirdi. 1955 yılında "Yılın Annesi" seçildikten sonra, 22 Mayıs 1955 günü Erzurum'da öldü. Aziziye Şehitliğine gömüldü. 
Kazım Karabekir Paşa
Aziziye’de zafer kazanılmıştı ama, 3 Mart 1878 Ayestefenos (Yeşilköy) anlaşması ile, Rusların galibiyeti kabul edilmişti. Aynı yıl 13 Temmuz’da Berlin’de yapılan anlaşma ile Rus sınırı Erzurum’un doğusundan geçmişti.
Birinci Dünya Savaşı’nda işgalci Rus Çarlık Ordusu’nun ilk hedefi Erzurum’du. Aralık 1914-Ocak 1915 Sarıkamış hezimeti, Rusların yolunu açtı. 11-15 Ocak 1916’da beş gün süren kanlı bir çarpışmanın sonunda Türk askerleri geri çekilmeye başlamıştı. 19 Ocakta Hasankale, 21 Ocakta Tortum düşmanın eline geçti. Düşman, 11 Şubatta Erzurum’a taarruzu başlattı ve 16 Şubat 1916’da Erzurum işgal edilmişti. Bu acılı günler iki yıl sürdü.
Rusların korumasındaki Ermeniler görülmemiş vahşet örnekleri sergiliyorlardı. Çoluk çocuk yaşlı, kadın demeden Türk halkını katlediyorlardı. Büyük Ermenistan hayaliyle girişilen bu soykırıma Rus komutanlar seyirci kalıyordu.
Suşehri’nde bulunun 3’üncü Ordu Komutanı Vehip Paşa, 10 Ocak 1918’de 1’inci Kafkas Ordusu Komutanı Kâzım Karabekir’e, Erzincan, Erzurum, Sarıkamış yönüne hareket emrini verdi. Ermeni zulmünü haber alan askerimiz, uykusuzluğa, açlığa, kışa bakmadan ilerledi. 13 Şubat 1918’de alevler içinde yanan Erzincan’ı kurtardı. Öncü kuvvetler 22 Şubatta Mamahatun’u, 25 Şubatta Aşkale’yi almış ve 26 Şubatta Erzurum’a doğru ilerleme kararı vermişti.
Kolordu Karargâhını Alaca Köyüne taşıyan Kâzım Karabekir Paşa, 10 Martta hareket emrini verdi. 11 Martta Ilıca kurtarıldı. 12 Mart 1918 günü, Erzurum’un esaret günleri sona erdi. Kısa zamanda bütün Doğu Anadolu Ermenilerden temizlenerek Anavatan’a katılmıştı.
12 Mart yalnız Erzurumlular için değil, insanlık için de oldukça önemli bir gündü. Çünkü akla gelebilecek insanlık dışı her türlü işkence ve katliamı gerçekleştiren Ermeniler, geldikleri yere gönderilmişlerdi.
O Erzurum ki, bir süre sonra, Kurtuluş Savaşımızın, Cumhuriyet’e giden yolun en önemli kilometre taşı olacaktı. Yüce Atamız, 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi’ni gerçekleştirecekti. Erzurum hemşehrisi, Erzurum Mebusu olacaktı. Kurtuluş’a giden yol, 12 Mart 1918’de kurtarılan Erzurum’dan geçmişti.
Ne güzel tesadüf. Erzurum’un kurutuluşundan üç yıl sonra, 12 Mart 1921’de, Mehmet Akif Ersoy’un Mehmetçiğe armağan ettiği şiiri, İstiklâl Marşı olarak kabul edilmişti
 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder